
(06.12.2024)
Hakan Atis
Medya mahallesinin ve sinema dünyamızın unutulmaz isimlerinden olan Hüseyin Baradan, ne zaman Kordon’a çıksa liman tarafına bakıp iç çeker ve ‘Nerede o eski İzmir?’ derdi. Keyifli sohbetiyle bizlerin yaşam mimarı olan ustamızı rahmet ve saygıyla anıyorum. Yolum ne zaman o yöne düşse kendisini hatırlayıp hak veriyorum.

Çünkü… İzmir’i deniz yoluyla ülkemizin yıldız kentlerine bağlayan ve ne yazık ki tarihe karışan gemilerimiz aklıma geliyor. Nereden nereye diyorum! Üzülmemek elde değil! 1954 yılından bu yana kentimize ekonomik ve sosyal zenginlik katan ‘Mavi Altın’ zamanla yük taşımacılığına evrildi. İzmir Limanı’na arada sırada gelen turist gemileri olmasa yanından geçenler onu binalardan ve vinçlerden ibaret sanacak.
Oysa kentimizin hafıza odası gibi… Çocukluğumuzda rıhtımından az mı el salladık? Bize devasa gelen Akdeniz, Ankara, İskenderun, Samsun, Truva ve niceleri halatlarını çözüp gözden uzaklaşıncaya kadar coşkuyla izlemedik mi?
YILDIZ KENTLER…
Sözün özü benim deyişimle ‘Mavi Altın’, yani İzmir Limanı, bu sessiz kentin belleğinde 70 yıldır silinmez izler bıraktı. Her zaman vurguladığım gibi Sidney, Londra, New York, Hamburg, Roterdam ve Marsilya gibi kentleri vazgeçilmez kılan sadece sahip oldukları limanlar değildir. Onları cazibe merkezi haline getiren kararlılıkla sahip çıktıkları ve yaşattıkları denizcilik kültürüdür.
Deyim yerinde ise oralarda kadim değerler bütününe aykırı olarak çivi bile çakamazsınız! Aksini ileri süren var mı? Oysa ülkemizde göz bebeğimiz olması gereken Türkiye Denizcilik İşletmeleri (TDİ) Tansu Çiller’in Başbakanlığı döneminde, Bakanlar Kurulu’nun 93/4693 sayılı kararı ile özelleştirme kapsamına alındı.
Sonrası malum! Az önce ifade ettiğim gibi İzmir’i İstanbul başta olmak üzere diğer büyük deniz kentlerine bağlayan mavi yol adeta tarihe karıştı. Peki, bu durum yaşanırken ne oldu? Uzun lafın kısası, İzmir’de çıt çıkmadı. Söz konusu dönemi medya yöneticisi olarak bu kentte yaşadım. Bireysel tepkimi gazeteci olarak her platformda dile getirdiğim için kalemim de vicdanım da son derece rahat!

UMUDUM VAR…
O güzel günlerin yeniden yaşanmasını diliyorum. Lakin… Zor olduğunu düşünüyorum! Çünkü… İzmir-İstanbul otoyolunun sağladığı rahat ve konforlu ulaşım nedeniyle havayolu seçeneği bile durağanlaştı. Öte yandan deniz ulaşımının maliyet boyutu da bilinen bir gerçek. Buna karşın Türkiye Denizcilik İşletmeleri A.Ş’nin sektörü iyi bilen, dünyayı tanıyan seçkin kadrolarının yeniliklere açık olduğuna inanıyorum. Yeter ki kamuoyu istesin… Gerisi kolay.
Bu nedenle gelecekte ay yıldızlı şanlı bayrağımızın dalgalanacağı yolcu gemilerimizle İstanbul’a, Samsun’a, Trabzon’a hatta Mersin’e yeniden gidebileceğimizi hayal ediyorum. Geçtiğimiz günlerde de konuşmacı olarak davet edildiğim toplantıda bu düşüncelerimi katılımcılarla paylaştım. Ardından başkentten gelen dostlarımla Kordon’da anason kokulu keyifli sohbetimize başlamadan önce kahvelerimizi yudumlarken limanı hayranlıkla seyrettik.
Ertesi gün posta kutumda Antalya Denizcileşme Platformu Başkanı İzzet Ünlü’nün manifestosunu buldum. Akdeniz’in güzel kentine selam çakıp gönderdiği lacivert satırları okumaya başladım. Sektörün deneyimli ismi özetle şunları vurguluyordu: ‘’Kabotaj Kanunu’na göre yabancı bayraklı gemiler Türkiye’ye sadece yük ve yolcu getirir. Ülkemizden de yük ve yolcu götürür. Bizim limanlarımızın birinden diğerine bunları taşıyamaz! Peki, onlara yasak olan bu işi kendi gemilerimizle yapabiliyor muyuz? Hayır…
Oysa 1970’lerde Samsun, Ankara ve nice gemimiz vardı. İstanbul’dan hareket edip İskenderiye’ ye kadar giden Türk bayraklı kruvaziyer gemilerimizdi bazıları. Özelleştirildiler ve satıldılar! Anılarda kaldı o güzel günler. Tarihe not düşmek adına gençlerimizin öğrenmeleri için ve unutan vatandaşlarımızın anılarını tazelemesi için yeniden hatırlatayım mı?
O gemilerimizin isimleri Akdeniz, Gülnihal, Gülcemal, Tarsus, Gemlik, Ankara, Ayvalık, İskenderun, Ege, Truva vs idi. Hepsi denizcilik tarihimizin şanlı sayfalarında fotoğrafları ve hatıralarıyla yerini aldı. Bazıları şanslı sayılabilir. Örneğin, M/F Ankara feribotu, Piri Reis Üniversitesi’nin eğitim gemisi oldu. M/F Samsun ise önce Türk Deniz Eğitim Vakfı tarafından eğitim ve staj amacıyla kiralandı. 2017’de sefere çıktı lakin ardından adeta kaderine terk edildi.
Günümüzde armatörlerimiz yatırımlarını yük gemilerine yapıyor. Türk bayrağını dünya denizlerinde dalgalandırıyor. Bu gurur verici. Ancak kruvaziyer gemi turizmine, yüzen otellere yatırım yapan yok! Halbuki bu alana da yatırım yapılması gerekiyor.’’ Sözün özü değerli okurlar İzmir’de mavi ekonominin ayrılmaz parçası olan deniz turizminden payına düşeni bekliyor! Potansiyeli yüksek bir kent. Geçmişi bunu ispatlıyor. Peki ya gelecek? Yaşayıp göreceğiz. Ekonomi Ege Aralık sayısında yeniden buluşuncaya kadar esen kalın.
Yorum bırakın