Türkiye’nin rüzgârı altın, güneşi pırlanta değerinde…

https://www.ekonomim.com/yazar/hakan-atis/1465

(07.05.2025)

Hakan Atis

Dört mevsimi, Edirne’den Kars’a, Trabzon’dan Antalya’ya kadar her karışı ayrı güzellikte olan, ay yıldızlı sevdamızın sancağı şanlı ülkemizden övgüyle ne kadar söz etsek az. Saygı ve rahmetle andığım Ayten Alpman’ın eşsiz yorumuyla kalplerimizde taht kuran memleket sevdası, ona inanmış insanlar için büyük bir imtiyazdır. Ne mutlu bu kutlu duyguyu tüm benliğiyle hissedenlere.

Şanslıyız. Çünkü bu benzersiz ülke hepimiz için bereketli bir ana kucağı gibi. Tarımdan turizme, imalat sektöründen enerjiye kadar hayatın her alanında tüm cömertliği ve bereketiyle kucaklıyor bizleri.

Bu nedenle, Ekonomi Ege Nisan sayısında ilgiyle takip ettiğim enerji sektörüyle ilgili farklı bir yazıyla karşınızdayım. Amacım sizleri sayısal tablolara yöneltip rutin bir yazı kaleme almak değil. O işin kolayı. Gerekli görenler, T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın web sayfasını ziyaret ederek aradıkları bilgilere kolayca erişebilir. Ben konunun ruhuna değinmek istiyorum. Bu nedenle sizlere bir soruyla başlamak isterim:

MERKEZ ÜLKE

Türkiye enerji sektörünün neresinde? Cennetin tam ortasında diyebiliriz. Neden mi? Açıklayayım.

Başta Avrupa Birliği olmak üzere, çevreye ve insan sağlığına duyarlı ülkelerin yükselen değerleri arasında ‘yeşil enerji’ ve ‘arz-talep güvenliği’ ön sıralarda yer alıyor. Başka bir deyişle, güneşten rüzgâra, denizlerin nimetlerinden enerji üretilebilen tüm alanlara kadar doğaya saygılı yöntemlerle üretim yapmak artık bir öncelik. Bu enerjinin güvenli şekilde ihtiyaç duyulan bölgelere ulaştırılması da aynı derecede önemli.

Daha açık söyleyelim: Günümüzde dünya iki temel kavram etrafında dönüyor: Güvenlik ve enerji. Türkiye, stratejik konumu ve iklim özellikleri sayesinde bu alanda öne çıkıyor. T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı da bunun bilincinde. Hükümetin teşvikleriyle yönlendirilen enerji sektörünün üretimi yurt geneline yaymayı hedeflediğini biliyoruz.

Hal böyle olunca ‘enerji ve Türkiye’ kavramlarını önümüzdeki yıllarda daha sık duyacağız. Bu sadece kamu politikalarıyla değil; özel sektör girişimcileri, mühendisler, teknisyenler ve işçilerin katkılarıyla mümkün olacak.

Geleceğe güçlü adımlarla ilerleyeceğiz, bundan kuşkum yok. 1970’lerde evlerin çatılarında beliren televizyon antenlerini hatırlarsınız. Günümüzde ise güneş panelleri ve rüzgâr türbinleri benzer şekilde yaygınlaşıyor. Bu, Türkiye’nin sahip olduğu doğal zenginliğin tipik bir fotoğrafıdır.

Hızla büyüyen ekonomisi ve artan nüfusuyla Türkiye’nin enerji ihtiyacı her yıl artıyor. Bu nedenle enerji sektörü önümüzdeki 30–40 yılın en stratejik alanlarından biri olacak. Jeneratörler de bu süreçte önemini koruyacak. Doğal afetlerden kesintilere kadar birçok alanda adeta can simidimiz olacaklar.

Sanayi bölgelerinden hastanelere, AVM’lerden okullara, bankacılıktan ulaşıma kadar birçok sektörde jeneratörler vazgeçilmez hâle geliyor. Biz gazeteciler için bile öyle.

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE

Son yirmi yılda bu alanda adından söz ettiren ülkeler arasında yer aldık. Bu değerlendirmemi siyasi olarak okumayın; zira jeneratör üretimi ülkemizde Cumhuriyet’in ilk yıllarına, 1925’e kadar uzanıyor. İlk adımlar, vizyon sahibi liderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde atılmıştır.

1950’lerden itibaren bu ivme hız kazanmış, 1970’lerden sonra özel sektör devreye girmiştir. Aksa, Hema, Genpower gibi markalarla dünya standartlarında üretim yapan firmalarımız oluşmuştur. Günümüzde net sayı vermek zor çünkü her an yeni bir enerji şirketi faaliyete geçiyor. T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, deyim yerindeyse usta bir ressam gibi durmaksızın geleceğin tablosunu çiziyor.

Uzun lafın kısası: Türkiye, enerji sektöründe olduğu kadar jeneratör üretiminde de önemli bir oyuncu.

TEMEL SORUNLAR

Peki, sorunlar yok mu? Elbette var. Örneğin; ithalata bağımlılık ve döviz kurundaki dalgalanmalar sektörün elini kolunu bağlıyor. Enerji üreten tüm şirketler bu zorlukla karşı karşıya.

Tüketim maliyetleri yalnızca vatandaşı değil, sanayicileri de zorluyor. İç-dış rekabetin yanı sıra ekonomik ve siyasi gelişmeler de sektörü etkiliyor. Türkiye’nin yerli tedarik zincirini Ar-Ge teşvikleriyle daha güçlü hâle getirmesi gerekiyor.

Enerji Yatırımcıları Derneği ve Elektrik Üreticileri Derneği gibi temsilcilere büyük sorumluluklar düşüyor. Seslerini yeterince duyurabiliyorlar mı? Bu sorunun yanıtını siz değerli okurlar girişimcilere sorarak alabilirsiniz.

Sözün özü: Enerji hayattır. Türkiye bu alanda çok şanslı. Özellikle Ege Bölgesi… Rüzgârımız altın, güneşimiz pırlanta değerinde.

Enerji sektöründe faaliyet gösteren tüm şirketlerimize başarılar diliyorum. Elektrik sağlayanlara da çağrım var: Fiyatları düşürün. Maliyet demesinler; çözüm üretmek için o koltuklardalar.

Mayıs sayısında yeniden görüşmek üzere. Esen kalın.

Yorum bırakın

Bir WordPress.com Sitesidir.

Yukarı ↑