Ege’nin incisi ve ufkun ötesi…

https://www.ekonomim.com/yazar/hakan-atis/1465

(03.08.2025)

Hakan Atis

Gözlerini kısarak dışarıya baktı. Sisli havada duyulan pervane sesine eşlik eden kent manzarası, onu çocukluk ve gençlik yıllarına götürdü. Binalar, dar sokaklar, Süleymaniye’nin görkemli duruşu ve gençliğinin sembolü Kasımpaşa… Anılar film şeridi gibi gözlerinin önünden geçti.

Kuyruğunda, şanlı tarihimizin sembolü olan kırmızı beyaz ay yıldızlı bayrağımız bulunan VIP helikopter, devletin bir numarasını taşıyordu. Binlerce yıllık geçmişe sahip Türk devlet geleneği ona emanetti. Omuzlarında tarihi bir sorumluluk taşıdığını biliyordu. Derin bir nefes aldı, geçmişe daldı…

Keskin zekâsı ve çalışkanlığı sayesinde, politikanın zorluklarla dolu dünyasında adım adım zirveye çıkmıştı. Onu yakından tanıyanlar, bu durumun sürpriz olmadığını iyi biliyordu. Çünkü… çalışmasında zaman kavramı yoktu! Gecenin bir vakti telefonla bakanlarını, hatta bürokratlarını arıyor, imza attığı yatırımların gelişimini en ince ayrıntısına kadar soruyordu. Dahası, sadece dinlemiyor; onlara yol haritası da çiziyordu.

Gençlik yıllarından itibaren liderdi. Politika dünyasında deneyim kazanıp olgunlaştıkça, sağ siyasetin yıldız isimleri Menderes, Demirel ve Özal’ı hizmetleriyle geride bırakmayı daha o yıllarda aklına koymuştu. Bu nedenle ne zaman Karadeniz’den İstanbul hava sahasına giriş yapsa, yeni havalimanını, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nü ve Kuzey Çevre Otoyolu’nu görmekten keyif duyardı. Çünkü… büyük hayalleri vardı, ufku genişti, yolu uzundu. Onun için aksi düşünülemezdi.

Ancak… Türkiye’de siyasetin doğası daima sert ve zorlayıcıydı; o dünyada egemen olan dil ise maalesef hayli keskindi!

İZMİR İÇİN

Ülke yönetiminin bir numarası olsa bile, an gelir, siyasi rakiplerini eleştirileri ve söylemleriyle Fatih’in surlarını yıkan gülleleri gibi sarsar, köşeye sıkıştırırdı. Bu doğaldı; zira 2002’den bu yana iç siyasetin ordinaryüsüydü. Genellikle hazırcevap ve nüktedandı. Ancak bir de kızdı mı, önünde duranın vay haline… Tayfun gibi eserdi.

Sevdiğini kollar, yolunu açar, dinler; uzak durması gerekenleri radarında tutar, yakından izlerdi. Benim deyişimle, ufku dar olanın yolu kısa olurdu. Bu nedenle ülkesine dair büyük hayalleri vardı. Bir başka deyişle, onun yolu hep uzundu… Hedeflediği hizmetlerin çoğunu hayata geçirmeyi başarmıştı. Ancak ülkede problemler de mevsimler gibiydi. Biri bitiyor, diğeri başlıyordu.

Yurt gezilerinde en sevdiği konu, imza attığı yatırımların seyri hakkında bilgi veya değerlendirme almaktı. Kurmaylarına sık sık “Vatandaş memnun mu?” diye sorardı. Eksik veya geçiştirici yanıtlardan hoşlanmazdı. Karşısında kim varsa, dersine çalışmış olması gerekirdi.

Sağ siyasetin ekol kentlerinden olan Ege’nin incisine de hayli sıcak bakardı. Rakipleri tarafından kamuoyuna bunun aksi yönde söylemler aktarılsa bile, söz konusu İzmir olunca kamu yatırımlarında kesenin ağzını açardı. Bu nedenle geçtiğimiz 20 yıl içinde şehirde önemli hizmetlere imza atılmıştı.

Örneğin;

  • Adalet Bakanlığı: 1 milyar 637 milyon TL
  • Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı: 13 milyar 431 milyon TL
  • Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı: 27 milyar 622 milyon TL
  • Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı: 15 milyar 683 milyon TL
  • Gençlik ve Spor Bakanlığı: 12 milyar 282 milyon TL
  • Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı: 65 milyar 800 milyon TL

Yatırımlar yapılmıştı. Liste uzayıp gidiyordu.

Siyasi muhaliflerine gelince… Ellerinin altında ülke yararına projeler olduğu zaman, kendisine rahatlıkla ulaşabiliyordu. Yeter ki saygılı ve yapıcı olsunlar. Ancak kısır siyasi yaklaşımlarla kişiliğine hücum edildiğinde, rakiplerini politika meydanında tuş etmekten çekinmiyordu. Çünkü o, yaşı kaç olursa olsun, gözünü budaktan sakınmayan bir Karadeniz delikanlısıydı.

AN GELİR

Bu değerlendirmelerimi, gazetecilik ve medya yöneticiliğinde meslek kıdemi hayli fazla olan bir kişi olarak, tarihe not düşmek için yazıyorum. Elbette bunun bir nedeni var.

Son yıllarda “İzmir yatırım almıyor!” veya “Projemiz var ancak falanca bakanlık izin vermiyor!” gibi klişe değerlendirmeler duyuyorum. Benim de vatandaş olarak AK Parti’yi eleştirdiğim konular var. Ancak kentte yaygın olan bu yorumlara da itibar etmiyorum.

Böyle konuşanlara “Murat Karayalçın – Turgut Özal ve Ankara Metrosu” örneğini veriyorum. Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan da projeci ve analitik düşünen bir lider. Kendisine giden yolun taşları sabır, saygı, yaratıcı projeler ve etkin çalışmalarla döşendiği sürece, talep edilen kamu desteğinin siyasi görüş farkı gözetilmeden sağlanacağına inanıyorum.

Yazımı az sonra noktalıyorum… Uzun lafın kısası; uzlaşı kültürü, yaşamda olduğu gibi siyasette de önemlidir. Yakın tarihimiz bunun örnekleriyle doludur.

Son bir yıldır ülke genelinde puan toplayan CHP’nin dinamik ve yaratıcı lideri Özgür Özel’in ve görev süresi boyunca yararlı hizmetlere imza atacağına inandığım İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın da bunun bilincinde olduğunu düşünüyorum. Her ikisi de vizyon sahibi ve politika alanında önemli deneyimleri olan kanaat önderleri.

Ben, gelecek için iyimserim. Doğup büyüdüğüm kent ve ömürlük sevdam ülkem için yanılmamış olmayı diliyorum. Winston Churchill’in dediği gibi: “Siyasette 24 saat uzun süredir.” Bugün farklı kutuplarda olanlar, öyle bir an gelir ki hem yerel hizmetlerde hem de ülke siyasetinde kolları birlikte sıvar. Çünkü… hep söylerim: Ufku dar olanın yolu da kısa olur. Deneyimli siyasetçilerimiz bu gerçeği iyi bilir.

Önemli olan, her şart ve koşulda ülkemizin ve kentimizin yararının gözetilmesidir. Gerisi teferruat. Su akar, yolunu bulur. Hayat böyledir.

Ağustos sayımızda yeniden buluşmak üzere, esen kalın.

Yorum bırakın

Bir WordPress.com Sitesidir.

Yukarı ↑