
https://www.ekonomim.com/yazar/hakan-atis/1465
(02.02.2026)
Hakan Atis
Dünya haritasında ülkelerin kendilerine has egemenlik sınırları içinde var olabilmelerini sağlayan bazı unsurlar vardır. Bunlardan ilki güçlü ve caydırıcı ordu; ikincisi ise üretken, rekabetçi, yenilikçi ve sağlam bir ekonomidir. Türkiye’nin incisi Ege Bölgesi’ne ikinci pencereden baktığımızda, bir başka deyişle konuyu makroekonomik açıdan analiz ettiğimizde tablo nasıl görünüyor? Bu sorunun yanıtını Prof. Dr. Serpil Kahraman’ın görüşlerinde bulacaksınız.
Yükseköğretim sektörünün yükselen yıldızı Yaşar Üniversitesi’nde ekonomi dünyasının geleceğine yön veren gençler yetiştiren değerli isimlerden biri olan deneyimli akademisyen, bilimsel çalışmalarını İşletme Fakültesi Ekonomi Bölümü’nde sürdürüyor. Bana gelince… Meslek hayatımda ülkemizde iz bırakan siyasi liderlerin çoğuyla yakın dostluklarım oldu. Ekonomi ve siyaset ikilisini hep yakından izledim. Örneğin, Süleyman Demirel ve Turgut Özal, atacakları her adımı ekonomiyi esas alarak belirlerdi. Bülent Ecevit ve Prof. Dr. Erdal İnönü, iktisadi konulara tasarruf odaklı ve halka yönelik olmak koşuluyla güçlü destek verirdi.
Beni tanıyanlar Tansu Çiller’i başarılı bulmadığımı bilir. Karadeniz’e benzettiğim rahmetli Mesut Yılmaz ise denge arayışına önem verirdi. Deniz Baykal fazlasıyla değişken, Necmettin Erbakan kendine has bir çizgiye sahipti. Rahmetli Türkeş ise yerli üretimi esas alan bir bakış açısına sahipti.
Günümüze gelirsek:
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ise pragmatik, mevcut duruma ve ihtiyaçlara uygun iktisadi politikalar geliştiren bir lider. Gerekli olduğuna inandığı an, her kitleye yönelik ekonomik adımı hızla atabiliyor. Siyasi ağırlığı ise seçim sandıklarından belli; ki bu durum yapılacak ilk seçimlerde de etkisini gösterecek. Çünkü daha önce de yazdığım gibi iç siyasetin ordinaryüsü.
Bu analizimin ardından, zamanın renk ahenk galerisinde kısa bir mola verelim. Ekonominin can suyu olan para kavramına bakarken şu notu da hatırlatmak istiyorum: Tarihte ilk madeni paranın babası kabul edilen Lidyalılar, coğrafi olarak Gediz ile Küçük Menderes nehirleri arasında, Manisa–Uşak hattında yaşadılar. Mısır’la ittifak yapan kralları Krezus’un Perslerin gücünü hafife alması sonucu (MÖ 546) tarihten silindiler. Lakin ekonominin can suyu ve yakıtı olan para, giderek daha da belirleyici oldu.
Hal böyle olunca, Türkiye’nin yükselen değerlerinden Yaşar Üniversitesi’nin kapısını çaldım. Prof. Dr. Serpil Kahraman’dan “2025 nasıl geçti, 2026’ya bakış nasıl?” sorusunun yanıtını aldım. Ege Bölgesi’nin geçen yılı, küresel ve ulusal ölçekte belirginleşen yavaşlama eğiliminin gölgesinde; büyümeden çok dayanıklılığın ve mevcut kazanımların korunmasının öne çıktığı bir çerçevede tamamladığına dikkat çekti.
T.C. Ticaret Bakanlığı verilerinden hareketle şu notu paylaştı:
“2025 yılı, dünya ekonomisi açısından hızlı toparlanma beklentilerinin geride kaldığı; büyümenin hızdan ziyade sürdürülebilirlik, istikrar ve risk yönetimi üzerinden değerlendirildiği bir yıl oldu. Küresel büyümenin %2,5–3 bandına sıkışması ve dünya ticaret hacmindeki artışın sınırlı kalması, dış talebe duyarlılığı yüksek olan Ege Bölgesi üzerinde doğrudan etkili oldu. Özellikle Avrupa pazarındaki durgunluk ve küresel rekabetin sertleşmesi, bölgenin ihracat performansını nicelikten çok nitelik açısından tartışmalı hâle getirdi. Ege ihracatı 2025 yılında mutlak hacim olarak korunmuş olsa da artış hızının sınırlı kalması ve kârlılık baskılarının artması, bölge ekonomisinin temel kırılganlıklarını daha görünür hâle getirdi.”
Serpil Kahraman’ın yorumları elbette bunlarla sınırlı değil. Özetleyerek aktarıyorum. Çünkü sırada 2026 var!
Yeni yıl:
Deneyimli isim, Ege Bölgesi’nde bu senenin büyümeden çok dönüşümün, nicelikten çok niteliğin ve kısa vadeli dayanıklılıktan uzun vadeli yapısal güçlenmeye geçişin önem kazandığı bir dönem olarak geçeceğini düşünüyor. İhtiyatlı bakış açısına sahip bilim insanı, sözlerini şöyle tamamlıyor:
“Sanayide katma değeri yüksek üretime geçiş, enerji verimliliği ve yenilenebilir kaynakların daha etkin kullanımı, tarım politikaları ile finansmana erişimi kolaylaştıracak mekanizmaların güçlendirilmesi, bölgenin önümüzdeki dönemdeki ekonomik performansını belirleyecek temel unsurlar olacaktır. Bu adımların atılabildiği ölçüde Ege Bölgesi, 2026 yılında mevcut potansiyelini daha dengeli ve sürdürülebilir bir büyüme patikasına dönüştürme imkânına sahip olacak.”
Sözün özü, sohbetlerini ve dostluğunu daima özlemle, rahmetle andığım merhum Sakıp Sabancı’nın güzel deyişiyle: “Çalışmak, çalışmak, daha da çok çalışmak lazım.” Ege iş dünyası bunu başaracak azim, vizyon ve kapasiteye sahip. Yolları açık olsun. Şubat sayımızda yeniden buluşacağız. O güne dek esen kalın.
Yorum bırakın